Friday, May 14, 2010


İsmet Doğan'ın Atölyesinde sıcak bir gün




İsmet Doğan’ın mabedindeydim dün. Yüksek tavanlı, uzun kapılı, çok odalı bol alanlı bir atölye. İki de asistan var, çalışıyorlar. Odadan odaya geziyorum, türlü malzeme ve işler her duvar düzlemi boyunca paralel istiflenmiş duruyor. Bilgisayarlar var, aynalar var, dergiler, kitaplar, fotoğraflar..

Odadan odaya geçiş mekan değiştirmek hissi vermektense sanki düşünürken yürümeye yarar gibi. Palette kurumuş boyalara dokunuyorum, belki ıslak bir nokta kalmıştır da elime bulaşır diye umuyorum ama yok. Masa üzerinde kırık bir gözlük güneşte kavruluyor. Tek camı yok, takıp kendime İsmet Doğan’ın konveks aynalarında bakıyorum sonra da sıcak ve kırık gözlüğü gölgeye bırakıyorum. Oturduğum koltukta başımı kaldırınca pek çok İsmet Doğan bana bakıyor. Biraz rahatsız edici, biraz tuhaf. Karşımda duran bütün resimlerde onun yüzü var başkalarınınkilerle birlikte. Neredeyse konuşulabilir, sohbete girilebilir bir gerçeklik. Ses çıkarsalar şaşırmam.

Kütüphanesi nispeten karanlık odalardan biri. Hakiki bir kütüphane. Benzerini Doğan Paksoy’da gördüm, yakında benimki de onlarınki gibi olacak. Mabedin en huzurlu odası orasıdır bence. Binlerce sayfa ve loş bir ortam. Ne yazık kitapları koklayamıyorum çünkü camekanın arkasındalar. Dokunmaya da cesaret edemiyorum, yine de içim gidiyor. Orada konuşmadan günler aylar geçirebilirim. Bir bilgisayar da orada. Kaykılınca insanı üstünden atan bir sandalye var. Benden beş yaş küçük Ayşe ile tanıştırılıyorum, Ayşe benimle konuşurken o sandalyede oturuyor ve kaykılıyor. Kaykılınca da sandalye onu birkaç kere üstünden atmaya çalışıyor. İsmet Doğan meşgul. Mesaj atıyor, volta atıyor, çoğunlukla asistanlarının yanında. Bütün mekan, iş ve özel olarak ikiye nefis bir plastik ip perde ile bölünüyor. Şimdilik bu mekandaki fetiş objem işte bu ip perde! Dokunmak istediğim öyle çok şey var ki. Ayrılmadan, parmak uçlarımı konveks bir camı tuval ile birleştiren pürüzsüz alçımsı sıvanın üzerinde gezdiriyorum. Son dokunduğum şey ise İsmet Doğan’ın ayrılırken sıktığım eli..


2 comments:

Ayça Karaoğlan said...

Orada seninle gezmiş gibi hissettim...

alexiacortez said...

ne iyisin :)